Öykü

  • Hayaller ve Kırıklar

    Hayaller ve Kırıklar

    -Ne yapıyorsun Oli? -Yazıyorum. -Ne yazıyorsun? -Aşağı sokakta bir hanımefendinin hayalleri kırılmış diyorlar. Anlamaya çalışıyorum. Nasıl kırılır hayaller, bilmiyorum. Anlatır mısın biraz? -Hayalleri insanlar kurar, insanlar kırar Oli. Kırılgandır hayaller, hassastır. -Peki ya insan insana mı kırılır? -İnsan insana kırılır, insan içine kırılır. Hayaller kırılınca insan özüne döner. Kırık hayal parçalarına basarak iyileşmeye çalışır sonra.

    Read more →

  • Merhaba

    Merhaba

    Tanrı’yla alıp veremediği bir şey olmalıydı. Bunu düşünmeye başladığı günden beri kutsal kitaplara bakamıyordu. Cennet tasvirleri ona huzur vermiyor, aksine bir tür umutsuzluk duygusu yaratıyordu içinde. Çünkü o, bambaşka hazlara tutunmuştu; kanla, sessizlikle, terk edilmişlikle yoğrulmuş hazlara. Başkaları için bir nimet olan şeyler, onun için yalnızca bir hatırlatma işlevi görüyordu: O nimetlerin hiçbirine layık görülmemişti.

    Read more →

  • Masmavi Bir Veda – Sultan YILDIRIM

    Gözlerim usul usul kapanırken göz kapaklarım direniyordu. Uyku ile uyanıklık arasında bir yerlerdeyim. Kulağıma cıvıldaşan serçelerin sesi doluyordu. Bir kumru eşine sesleniyordu. Kim bilir ne diyordu? Uyku mahmuru gözlerimi perdesi açık pencereye çevirdim. Gökyüzü masmavi, bulutlar her zamanki yerinde bir tabloyu tamamlar gibiler. Hafif bir esinti ağaçların dallarıyla oyun peşinde sanki onları gıdıklar gibi. Zihnim

    Read more →

  • Silah

    Silah

    Bir yazarın silahı yazmaktır. Sustuklarımızın üstüne eğiliriz, kelimeleri cümle cümle keser, kendi içimize dikiliriz. Bu kez devrik değil cümlelerim, daha çok kırık. Harfleri yamalı, anlamı eksik… Bazılarını yazarken elim titredi, bazılarını yazamadım bile. Çünkü insan, bazı acıları yazdığında bile azap duyuyor. Aynı gökyüzünü soluyoruz, ama sanki birbirimizin havasını çalıyoruz. Soluksuz bırakıyoruz birbirimizi. Alıp veremediğimiz ne,

    Read more →

  • BİLİNÇ AKIŞIM- Fatma SABAHYILDIZI

    Kaç saat olmuştu? Ya da kaç gün oldu mu demeliydim? Ne deniyordu bu düştüğüm duruma? Sanırım iyi değildim. Herkeste bunu söylüyordu zaten. Ama hayır! İyi olmalıydım. Öyleyse neden düşüncelerime hakim olamıyordum? Arada durup gelen o kız neden her geldiğinde “iyi misin anne?”diyordu bana. Annesi miydim onun? Bilmiyorum, tek bildiğim çok sıcak hissetmemdi. Ben yine böyle kendi kendime konuşurken kapı

    Read more →

  • Yıldızları Örtmeyin

    Yıldızları Örtmeyin

    Fincanımın ağzından damlayan bal, bu sabah suyunu verdiğim beyaz orkidem kadar tatlıydı. Sabah o gördüğüm rüya da olmasa mükemmel bir gün sayılabilirdi bugün. Yatağımın ayağına örümcek ağ yapmış, ayağım örümcek ağlarına dolaşıyordu rüyamda. Tozlu ağlardan ayağımı kurtarmaya çalışırken nefessiz kalıyordum. Toz görünce nefes alamam da. Kalktım sonra, akşam olmuş. Tozlu olduğunu bile bile kalabalık sokaklara

    Read more →

  • Liam’a Veda

    Liam’a Veda

    O evrensel akşamlara bir son yazdım bugün. Kızıl gökyüzünün altında bir toprak tanesiydim. Kıyılarıma vurdu boş bakışlı ölü balıklar. Yollarım bitti. Kimsesiz hislerimle ben, o sonu yazdım bugün. ilmek ilmek, düğüm düğüm boğazımda. Aynı gökyüzünün altında, soğuk bir silahın belinizde bıraktığı o his gibi soğuk, sol kolunuzu sıyırıp geçen bir kurşun gibi parça parça, kan

    Read more →

  • Göğün Altında Kırık Saat

    Bugün biraz yaşamayı isterdim aslında. Bir Nisan sabahı, ıslanmış toprak kokusu burnumda ve kulağımda kâğıt sesleri. Sonunu düşünmeden, sonumu düşünerek. Belki bir bardak çay içebilirim. Şöyle ince belli, tavşan kanı… Hiç sonunu içemem çayın da. Tortusu midemi bulandırır. Tortu olmasa da olma ihtimali midemi bulandırır. Bugün biraz içebilirim. Kafama ihtiyacım yok. Sahi ne işe yarar

    Read more →

  • Uyanmadan Önce

    Uyanmadan Önce

    Güneşli bir sabaha uyandım. Her yanım simsiyah, siyah bir kadınım ben. Geceleri kaybolurum. Her ışıkla da çıkmam öyle ortaya. Simsiyah bir kadınım ben. Güneşi seviyorum çünkü varlığımı ortaya çıkaran o. Yakıcı, alev alev turuncu güneş… Güneş olmasa benim gibi gece siyahı bir kadını kimse göremez. Kalktım hiç hissedemediğim yatağımdan, esnedim ama rahatlayamadım. Suyu açtım ellerimi

    Read more →

  • Yaşatmak

    Yaşatmak

    Yerini yadırgıyordu. Yüzün tam ortasında, kaçınılmaz bir varlık gibi duruyordu. Oysa orada olmayı ne istemişti ne de seçmişti. Konulmuştu işte. Bir görevle, bir zorunlulukla. Yaşamak ona düşmüyordu belki, ama yaşatmak… Fazlaydı. Eğretiydi. Biçimsiz bir çıkıntıydı. İnsanlar her gün yirmi bin kez ona muhtaçtı, yılda yedi milyon kez… Ama kimse farkında bile değildi. Nefeslerini borç alır,

    Read more →