İlham
-

Bu dizeler, artık aramızda olmayan bir gencin ardından yazıldı. Karanlığın bilinmezliğini aydınlığın çetinliğine tercih eden, başını alıp giden ve gitmek isteyen tüm gençlere ithafen… Gitmeyin Çocuklar Öyle başınızı alıp gitmeyin çocuklarHayat zor biliyorum, yaşamak zor işÖrtemez metrelerce kar, Bu dilsiz dünyanın kiriniAma siz Öyle başınızı alıp gitmeyin çocuklarHer bedene ağır gelir taşıdığı yürekHerkes günün birinde
-

Ağzımda çiğ kan kokusu Yüzüm gözüm yağmur Yazmışım, çizmişim gelişine Gidişler biriktirmişim Güneşi yakalamaya çalışan gece, O en içten şiirde eksik heceymişim Benmişim, senmişim, sevmişim. Göğsümde sessiz bir boşluk İçim dışım huzur, huzursuzluk Karmışım yaz sıcağında Bir varmış, bir yokmuşum Yalancı masallarda mutlu sonmuşum. Develer berber, pireler tellalmış, İnanmışım, insanmışım. Asrın orta yerine
-

-Ne yapıyorsun Oli? -Yazıyorum. -Ne yazıyorsun? -Aşağı sokakta bir hanımefendinin hayalleri kırılmış diyorlar. Anlamaya çalışıyorum. Nasıl kırılır hayaller, bilmiyorum. Anlatır mısın biraz? -Hayalleri insanlar kurar, insanlar kırar Oli. Kırılgandır hayaller, hassastır. -Peki ya insan insana mı kırılır? -İnsan insana kırılır, insan içine kırılır. Hayaller kırılınca insan özüne döner. Kırık hayal parçalarına basarak iyileşmeye çalışır sonra.
-

Bir hüznün içine doğmuşum İçinden çıkamam hazan mevsiminin Düşlerim benim şimdi Kimseyi söylemez kalemim Kimsenin portresini çizmez Ne yazıyorsam kendime Ne yaşıyorsam kime ne Hatalarım benim, Bu acı, bu zehir, bu şehir… İmgelerim benim Bir makinin koynunda serpilmiş ruhum İklim, Akdeniz benim Bu unutulmuş belde, Atatürk’ten beri boynu bükük topraklar, Bu has ilçe, kırık han
-

Bu yaş alan Ağustos akşamlarından kurtulmalı, Bir yıldıza, bir kadehe, Bir güneşli gün umuduna. Bu nem alan pervazları kurutmalı. İçim kim? İçin için közlenen, Katman katman yakan bu odla. Hayat kırıklıkları batan günün ardında. Yaşamak hali bu ya: Kırılıp bükülür zaman, Ve yenik düşer bir ak saç zamana. Hayal ve gerçek kendi savaşında. Bu sancılı
-

Tanrı’yla alıp veremediği bir şey olmalıydı. Bunu düşünmeye başladığı günden beri kutsal kitaplara bakamıyordu. Cennet tasvirleri ona huzur vermiyor, aksine bir tür umutsuzluk duygusu yaratıyordu içinde. Çünkü o, bambaşka hazlara tutunmuştu; kanla, sessizlikle, terk edilmişlikle yoğrulmuş hazlara. Başkaları için bir nimet olan şeyler, onun için yalnızca bir hatırlatma işlevi görüyordu: O nimetlerin hiçbirine layık görülmemişti.
-

Üç nokta değil, nokta. Ünlemlere kırgın değilim. Virgüllerse görevini yapıyor. Ve bu bir noktalama. Cümle açık seçik ortada. Ya ben bu cümlenin nesiyim? Ateşim, külüm, hüznün cümlesiyim. Öznesi sen değil, kimse değil. Öznesi ben, öznesi nokta. Yüklemi yarım, tümleci devrik. Cümlesine nokta: . Bu gece Cümle içinde noktayım Yerim yurdum yok, biraz sonundayım. Şiirler harcadım
-

Gözlerim usul usul kapanırken göz kapaklarım direniyordu. Uyku ile uyanıklık arasında bir yerlerdeyim. Kulağıma cıvıldaşan serçelerin sesi doluyordu. Bir kumru eşine sesleniyordu. Kim bilir ne diyordu? Uyku mahmuru gözlerimi perdesi açık pencereye çevirdim. Gökyüzü masmavi, bulutlar her zamanki yerinde bir tabloyu tamamlar gibiler. Hafif bir esinti ağaçların dallarıyla oyun peşinde sanki onları gıdıklar gibi. Zihnim

