-

Yaşamak isterim, kimse ölmesin Ve ağlamasın çocuklar yaşamak derdiyle Yaşamak isterim, derin bir nefes Gözlerimde yağmurlar belki Sevinçler sevinç, hüzünler hüzün Yarım duymadan hiçbir şeyi Yaşamak isterim gündüz ve gece Bir yıldızın ışıldayan gözlerinde Belki kızıl akşamların mavisinde Sonbaharda, bir ağaç gövdesinde Yaşamak isterim dağların şen eteklerinde Zil çalsın eteklerim yaşamak hevesiyle Yaşamak isterim, ölüm
-

Bir sokak lazım şimdi bize Köşe başlarında sarı beyaz lambalar Havada sızlayan bir kar soğuğu Elimiz yanmalı Sıcak kestane bakışlarından İnsanlar diyordun ya İçi dumanlı, dışında yağmurlar Her biri soluk benizli papatyalar İnsanlar var yamaçlarında kar Bir yaz lazım şimdi Yer yerinde durmalı Benzin bulabilmeli arabalar Bir köy lazım kanla sulanmamış Balkonlarında gelin mumları Değdin
-

Bazen anlatamam kendimi kendimeYaşamanın haksızlığında İnsanlığın kalpsizliğinde savrulurKimse olurum, hiç kimse, hiç…Bazen kimsesiz ve hep sensizHadsiz yağmurlar yağar penceremePenceremde zehirli zakkumlar Bazen… Vuslat olurum, kavuşur sevdalılarDingin gecelerin aydınlığındaİkindi güzelleri açmışkenGün batmadan henüzBiz kavuşamayız, ayrılamayız da Sen olurum, omzunda başımBaşım omzumdaYalanlar söyler avunurum.Bazen bulurum beniMimiksiz fotoğraflar ellerimdeEllerim bomboşBomboş yaşamakYaşamak nefes almadan, ölmeden yaşamak…
-

Bu soğuk sabah benimdir Kadeh kadeh içerim yağmurlarını Yaşarım, ateş almaya gelmiş O hadsiz zamanları Dumanlı dağlar başım, Başımda unutulmak sancısı Bu çetin yol benim, yarıladığım Yolcu yorgun, yoldaş yol Turuncu yapraklardan tacım Şarkılar söylerim mavi beyaz Bu harabe, karlı sokak benimdir Tek tek severim kaldırım taşlarını Başını süslerim gözümün sönmüş ışığıyla Yaşam, ölüm benim
-
Kötü sonlar ve boş bakışlara, sonunda…🍷
-

-Köye çıkmak ister misin? Bilmiyorum, derken içimden buna hazır olup olmadığımı soruyorum kendime. -Hadi çabuk karar ver yol ayrımına az kaldı. Yol akıp gidiyordu hızla. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Gidebilir miydim; ellerim titrer miydi, gözlerimden boşalır mıydı yaşlar, düşüncelerim kafa tasıma sığar mıydı… Yolun ortasındaki beyaz çizgiler hızla akıyor, yolun yarılmış kısımlarında silikleşiyordu. Kendi sesimle irkildim:
-

Gece dingin, yıldızlar karanlık Haberin yok, Aydınlık aşkların uykusuzluğundan Ne vakit bulaştı ellerimize bu ayrılık Ne zaman hicret ettin gönül toprağından Şimdi, bize kalan, vuslatsız ikindi üstleri Çehremizde çınar gölgesi, yağmurlar Anılar parlıyor göz bebeklerimizde Avuçlarımızda kanlı yoncalar Gün ferah, Güneş soğuğa taraf yokluğunda Haberin yok, Kavurucu karlar yağdığından Sen hiç bilmedin, Yüreğinde sükut, kirpiklerin
-

Titriyordu… Düştüğü yerden kaldırmak istedim. Ellerini tutamadım. Öyle savunmasız, öyle yorgun görünüyordu ki dokunmaya kıyamadım. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Konuşmaya çalıştım. -İyi misin,ellerimden tut. Hadi kalk. -Gücüm yok, bütünüm acıyor. Bugünüm, yarınım, anım acıyor. Gözlerim doldu fakat ağlamadım. Güçlü görünmek benim görevimdi ama tüm benliğim sarsılmıştı. Kılcal damarlarımda akan kan acıyla akıyor, aldığım nefes zehirliyordu. İlkel
-

Amerika’da siyahi olmak Türkiye’de Türk olmak gibidir biraz. İlgililere hicvimiz beri dursun, Amerika ve ırkçılık konularına değinelim. Bu konuya merakım üzerinde çalıştığım romandan ileri geliyor aslında. Fakat konunun içine girdikçe yeni çıkarımlar, benzetmeler ve karşılaştırmalar yapmaya başladım. Ayrıca son derece ilgi çekici birtakım gerçeklerle karşılaştım. Amerika’da ırkçılığın tarihi Missisipi senatörü Jefferson Davis’e kadar dayanıyor. Fakat
