-

Bu yaş alan Ağustos akşamlarından kurtulmalı, Bir yıldıza, bir kadehe, Bir güneşli gün umuduna. Bu nem alan pervazları kurutmalı. İçim kim? İçin için közlenen, Katman katman yakan bu odla. Hayat kırıklıkları batan günün ardında. Yaşamak hali bu ya: Kırılıp bükülür zaman, Ve yenik düşer bir ak saç zamana. Hayal ve gerçek kendi savaşında. Bu sancılı
-

Çocuktum. Bir sabah uyandığımda annem eski dikiş makinesiyle, giymediği bluzlarının içini pamukla doldurarak bir bez bebek dikmiş. Yaşadığım mutluluğun tadı hala zihnimin derinliklerinden kalbime akar. Hala hayatımın en mutlu günüdür o gün. Çocuk mutluluğu abartılıdır hani, hüznü de öyle… Tamamlanmıştım. Hep istediğim o kız kardeşe kavuşmuştum. Her zorluğun sebebi kardeşimin olmamasıydı çünkü. Mahalleden çocukların benimle
-

Tanrı’yla alıp veremediği bir şey olmalıydı. Bunu düşünmeye başladığı günden beri kutsal kitaplara bakamıyordu. Cennet tasvirleri ona huzur vermiyor, aksine bir tür umutsuzluk duygusu yaratıyordu içinde. Çünkü o, bambaşka hazlara tutunmuştu; kanla, sessizlikle, terk edilmişlikle yoğrulmuş hazlara. Başkaları için bir nimet olan şeyler, onun için yalnızca bir hatırlatma işlevi görüyordu: O nimetlerin hiçbirine layık görülmemişti.
-

Üç nokta değil, nokta. Ünlemlere kırgın değilim. Virgüllerse görevini yapıyor. Ve bu bir noktalama. Cümle açık seçik ortada. Ya ben bu cümlenin nesiyim? Ateşim, külüm, hüznün cümlesiyim. Öznesi sen değil, kimse değil. Öznesi ben, öznesi nokta. Yüklemi yarım, tümleci devrik. Cümlesine nokta: . Bu gece Cümle içinde noktayım Yerim yurdum yok, biraz sonundayım. Şiirler harcadım
-

Gözlerim usul usul kapanırken göz kapaklarım direniyordu. Uyku ile uyanıklık arasında bir yerlerdeyim. Kulağıma cıvıldaşan serçelerin sesi doluyordu. Bir kumru eşine sesleniyordu. Kim bilir ne diyordu? Uyku mahmuru gözlerimi perdesi açık pencereye çevirdim. Gökyüzü masmavi, bulutlar her zamanki yerinde bir tabloyu tamamlar gibiler. Hafif bir esinti ağaçların dallarıyla oyun peşinde sanki onları gıdıklar gibi. Zihnim
-

Kaç saat olmuştu? Ya da kaç gün oldu mu demeliydim? Ne deniyordu bu düştüğüm duruma? Sanırım iyi değildim. Herkeste bunu söylüyordu zaten. Ama hayır! İyi olmalıydım. Öyleyse neden düşüncelerime hakim olamıyordum? Arada durup gelen o kız neden her geldiğinde “iyi misin anne?”diyordu bana. Annesi miydim onun? Bilmiyorum, tek bildiğim çok sıcak hissetmemdi. Ben yine böyle kendi kendime konuşurken kapı
-

Çayınızı kahvenizi kapın gelin biraz sohbet edelim. İçimizi dökelim, edebi bir üslupla sövüp sayalım travmalarımıza. Küfür değil, sadece birkaç kelime ağır konuşalım diyorum. Hiç iç sesinizin sesini kısmak için müziğin sesini açtığınız oldu mu? Bu büyük bir çaresizlik. Yaşadığımdan biliyorum. Bazen müziğin ritminin iyileştirici kollarına bırakırız kendimizi. Çareyi müzikte ararız. Bazen daha çok kanatsa da
-

Fincanımın ağzından damlayan bal, bu sabah suyunu verdiğim beyaz orkidem kadar tatlıydı. Sabah o gördüğüm rüya da olmasa mükemmel bir gün sayılabilirdi bugün. Yatağımın ayağına örümcek ağ yapmış, ayağım örümcek ağlarına dolaşıyordu rüyamda. Tozlu ağlardan ayağımı kurtarmaya çalışırken nefessiz kalıyordum. Toz görünce nefes alamam da. Kalktım sonra, akşam olmuş. Tozlu olduğunu bile bile kalabalık sokaklara
-

Roman yazmaya başlamadan önce sağlam bir plan şart! Karakterden olay örgüsüne, bölüm yapısından anlatıcı seçimine kadar adım adım roman taslağı hazırlama rehberi. Punto Edebiyat’ta keşfedin. Hayalinizdeki romanı kâğıda dökmeden önce sağlam bir taslağa ihtiyacınız var. Roman yazarlığı, yalnızca ilhamla değil, planlama, yapılandırma ve stratejik düşünmeyle başarıya ulaşır. Bu yazıda, etkili ve uygulanabilir bir roman taslağı
