Kalemimden Kesitler
-

Yine aylardan hüzün, sen yoksunSılam, emanetin, vatan mahzunSağı, solu, önü, ardı karanlık zamanınSen yoksun…Hem en az, hem gönül dolusu çoksun Yine aylardan sonsuzluk, sen yoksunYa akıp sana gelsin vakitler,Ya da bu bahtsız zaman dursun!… Önce annem, babam anlattı seni. Sonra öğretmenlerim, büyüklerim. Her Kasım ayında sana mektup yazardım, çocuktum. Seni sevmeyen yoktu çevremde, olamazdı da,
-

-Ne yapıyorsun Oli? -Yazıyorum. -Ne yazıyorsun? -Aşağı sokakta bir hanımefendinin hayalleri kırılmış diyorlar. Anlamaya çalışıyorum. Nasıl kırılır hayaller, bilmiyorum. Anlatır mısın biraz? -Hayalleri insanlar kurar, insanlar kırar Oli. Kırılgandır hayaller, hassastır. -Peki ya insan insana mı kırılır? -İnsan insana kırılır, insan içine kırılır. Hayaller kırılınca insan özüne döner. Kırık hayal parçalarına basarak iyileşmeye çalışır sonra.
-

Çocuktum. Bir sabah uyandığımda annem eski dikiş makinesiyle, giymediği bluzlarının içini pamukla doldurarak bir bez bebek dikmiş. Yaşadığım mutluluğun tadı hala zihnimin derinliklerinden kalbime akar. Hala hayatımın en mutlu günüdür o gün. Çocuk mutluluğu abartılıdır hani, hüznü de öyle… Tamamlanmıştım. Hep istediğim o kız kardeşe kavuşmuştum. Her zorluğun sebebi kardeşimin olmamasıydı çünkü. Mahalleden çocukların benimle
-

Tanrı’yla alıp veremediği bir şey olmalıydı. Bunu düşünmeye başladığı günden beri kutsal kitaplara bakamıyordu. Cennet tasvirleri ona huzur vermiyor, aksine bir tür umutsuzluk duygusu yaratıyordu içinde. Çünkü o, bambaşka hazlara tutunmuştu; kanla, sessizlikle, terk edilmişlikle yoğrulmuş hazlara. Başkaları için bir nimet olan şeyler, onun için yalnızca bir hatırlatma işlevi görüyordu: O nimetlerin hiçbirine layık görülmemişti.
-

Üç nokta değil, nokta. Ünlemlere kırgın değilim. Virgüllerse görevini yapıyor. Ve bu bir noktalama. Cümle açık seçik ortada. Ya ben bu cümlenin nesiyim? Ateşim, külüm, hüznün cümlesiyim. Öznesi sen değil, kimse değil. Öznesi ben, öznesi nokta. Yüklemi yarım, tümleci devrik. Cümlesine nokta: . Bu gece Cümle içinde noktayım Yerim yurdum yok, biraz sonundayım. Şiirler harcadım
-

Bugün biraz yaşamayı isterdim aslında. Bir Nisan sabahı, ıslanmış toprak kokusu burnumda ve kulağımda kâğıt sesleri. Sonunu düşünmeden, sonumu düşünerek. Belki bir bardak çay içebilirim. Şöyle ince belli, tavşan kanı… Hiç sonunu içemem çayın da. Tortusu midemi bulandırır. Tortu olmasa da olma ihtimali midemi bulandırır. Bugün biraz içebilirim. Kafama ihtiyacım yok. Sahi ne işe yarar
-

Güneşli bir sabaha uyandım. Her yanım simsiyah, siyah bir kadınım ben. Geceleri kaybolurum. Her ışıkla da çıkmam öyle ortaya. Simsiyah bir kadınım ben. Güneşi seviyorum çünkü varlığımı ortaya çıkaran o. Yakıcı, alev alev turuncu güneş… Güneş olmasa benim gibi gece siyahı bir kadını kimse göremez. Kalktım hiç hissedemediğim yatağımdan, esnedim ama rahatlayamadım. Suyu açtım ellerimi
-

Yerini yadırgıyordu. Yüzün tam ortasında, kaçınılmaz bir varlık gibi duruyordu. Oysa orada olmayı ne istemişti ne de seçmişti. Konulmuştu işte. Bir görevle, bir zorunlulukla. Yaşamak ona düşmüyordu belki, ama yaşatmak… Fazlaydı. Eğretiydi. Biçimsiz bir çıkıntıydı. İnsanlar her gün yirmi bin kez ona muhtaçtı, yılda yedi milyon kez… Ama kimse farkında bile değildi. Nefeslerini borç alır,
-

-Köye çıkmak ister misin? Bilmiyorum, derken içimden buna hazır olup olmadığımı soruyorum kendime. -Hadi çabuk karar ver yol ayrımına az kaldı. Yol akıp gidiyordu hızla. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Gidebilir miydim; ellerim titrer miydi, gözlerimden boşalır mıydı yaşlar, düşüncelerim kafa tasıma sığar mıydı… Yolun ortasındaki beyaz çizgiler hızla akıyor, yolun yarılmış kısımlarında silikleşiyordu. Kendi sesimle irkildim:
