Herkese merhaba, biraz yazdıklarım hakkında konuşmak istiyorum sizlerle. Daha küçük bir çocukken şiirler yazıyordum ve hissettiğim şeyler, yalnızlık ve ait olmama duygusundan ibaretti. Bu duyguları kafiyelerle bezeyip dörtlükler haline getiriyordum. Sevgiyle büyümeme rağmen ait hissetmiyordum çünkü yaşıtlarım tek çocuğum, biraz boyum uzun, adıma Nurcan diyorlar diye bile dalga geçen bencil insanların büyüttüğü çocuklardı. Ben böyle kötü düşünceli insanların olduğu bir yere ait olamazdım. Çünkü sevgiyle büyütülüyordum. Bencilliği, kıskançlığı, kötü düşünceleri tanımıyordum. O yıllarda bir roman yazmaya başlamıştım, ait olmadığı yerde büyüyen küçük kızın hikayesi… Çocukluk işte, yarım kaldı tabii. Sonra bir kompozisyon yazdım, Türkiye genelinde derece elde etti. Arkadaşlarım onu benim yazmadığımı iddia ettiler, beni dışladılar. Hediye edilen saati kırıp çöpe attığımı hatırlıyorum. Ben yazmıştım. Sadece ait olmaya çalışıyordum işte. Arkadaşlarım beni dışlamasınlar diye düşünmüştüm. Sanırım sadece onları rahatlatmaktı bu yaptığım. Belki de bencilceydi, yalnız kalmamak için yapmıştım.
Şimdilerde yazılarımda, şiirlerimde üzerinde durduğum şey, barış… Yalnızlıktan korkmuyorum. Belki de korkuyorum, her neyse… En çok barış özlemi duyuyorum çünkü tüm o bencil insanlar büyüdü, onlar hep vardı ve hala var. Ülke yönetiyor, hüküm veriyor, yargılıyor, belirliyorlar. Çıkarları büyüdü; kan döküyor, masum insanlara zarar veriyor, duygu katilliği yapıyorlar.
Büyük adamlar, büyük mevkiilerinde adaletten konuşurken, küçülmüş varlıklar kız çocuklarını, kadınları, hayvanları öldürüyor. Biri, diğerinin hakkını gasp ediyor, öteki haksız mutluluğundan yapılmış fil dişi kulesinde gününü gün ediyor. Tüm bunlar bir hukuk öğrencisi kalın ders kitabında “adalet” kavramının inceliklerini okuyup altını çizerken oluyor. Hakim beyin küçük kızı sıcak odasında hak ettiği gibi, olması gerektiği gibi insanca uyurken, tacize uğrayan genç kızı geçiştiriyor bir savcı. Renginden dolayı suçlanıyor dünyanın bir yerinde bir adam ve haklı olduğunun anlaşılması için diğerlerinin beyazlaştıran insan gözlüğü takması gerekiyor. Suçsuz yere katledilirken bir bebek, büyükleri onun katledilmesine haklı sebepler bulmak için konuşmada. Annelerinin ateşlendiği zaman sabaha kadar başında beklediği çocuklar büyüyor, vatan sevdasıyla can veriyor, şehit oluyor. Korudukları vatanın insanları sosyal medya hesaplarından, öylece mutlu kareler paylaşıyor. Ben böyle bir çağda en çok barışı özlüyorum, sanırım hiç şahit olmadığım o ferah, güneşli günleri…
Evet, şimdilerde en çok barış için yazıyorum. Aynı gökyüzünün altında yaşayıp birbirini katleden insanların olduğu bu devirden geleceğe… Unutulmasın, yaşasın, yaşansın diye en çok barış için yazacağım. Kalemim yettiğince barışı hatırlatacağım; sevgiyi, merhameti, insan olmayı… Karanlığın orta yerinde yalnızlıktan ölsem de tüm -izm’lerden, politikalardan bağımsız, evrensel acıları, evrensel akşamları yazacağım.
İnsanca yaşadığımız, yaşattığımız o tatlı ütopyalarda buluşmak dileğiyle, sevgiyle kalın dostlar.


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.