Banu

Çocuktum. Bir sabah uyandığımda annem eski dikiş makinesiyle, giymediği bluzlarının içini pamukla doldurarak bir bez bebek dikmiş. Yaşadığım mutluluğun tadı hala zihnimin derinliklerinden kalbime akar. Hala hayatımın en mutlu günüdür o gün. Çocuk mutluluğu abartılıdır hani, hüznü de öyle…

Tamamlanmıştım. Hep istediğim o kız kardeşe kavuşmuştum. Her zorluğun sebebi kardeşimin olmamasıydı çünkü. Mahalleden çocukların benimle oynamak istememesi de bu yüzdendi. Rüyamda tanrıyı görüp korktuğum zamanlardı işte. Çocukluk ya, rüya gibi. Her şey mümkün, en mantıksız şeyler mantıklı…

En sevdiğim dizinin saf, çelimsiz karakterine benzetmiştim. Boynu hep önündeydi. Onun adını koymuştum. Banu… Bebeğim de boynunu dik tutamazdı. Bez bebek sonuçta boynunu destekleyen bir şey yoktu. Hep yana, arkaya düşerdi. Liseye başlayıp evde kalmadığım günlere gelinceye dek hep boynunu dik tutmaya çalışmıştım. Çünkü insanların başı yana düşmezdi, hep dik olurdu. Bir ihtimal dışında tabii. Banu da dik durmalıydı, kardeşim yerine koymuştum onu. Gece onunla dertleşerek uyurdum. Oyunlar oynardım hayalimde. Bazen saçını çekerdim, kardeşler öyle yapardı çünkü. Ara sıra kavga ederdi.

Büyüdüm sonra, Banu’yu unuturdum bazen. Dertlerim büyümüştü ama ben daha küçük tepkiler veriyordum. Yine de yeri hep ayrıydı. Annemin yorganları, yatakları üst üste yığdığı yüklükte dururdu. Ara sıra dertleşirdim ama kalem ve kağıtla tanışalı Banu’nun pabucunu dama atmıştım. Şiirler yazıyordum sayfalarca. Gözyaşlarım sayfaya düşüp mürekkebi dağıtıyordu. Yine de hayatımın en uzun şiirlerini yazıyordum. Bir kere kağıda dökülünce içim, yazdıklarım silinse de rahatlıyordum.

Lise, üniversite bitti. Bir hayat kurdum. Sonra bir gün annemi arayıp, Banu duruyor mu, diye sordum. Duruyorsa bulabilir misin onu gelince alacağım.

Evet, doğru. O kız çocuğunun çaresizliğinde üzülüyordum. Hayali kız kardeşime ihtiyacım vardı. Sarılıp ağlayacaktım. Sonra unuttum almayı. Annem de bulamadı sanırım. Ama biliyorduk yüklükte duruyordu.

Sonra şu deprem oldu. Köyün altı üstüne geldi. Evimiz yıkıldı. Ben gidemedim, rüyamda gezdim ama çocukluğumu, gidip o enkazda uyudum rüyamda. Gidecek yerim yokmuş, rüya bu ya.

Ben kötü bir abla olurmuşum, herkes için endişelendim. Banu aklıma gelmemişti. O da enkazda kaldı. Tamamını yıkmışlar evin. O yüklükle beraber yerin altına girdi. Belki üzerinde birkaç tahta parçası vardır. Belki babamın kendi elleriyle döktüğü briketlerden biri saçlarının üzerindedir. Boynu dik midir bu kez bilmiyorum.

Sahi Banu duruyor mu, bana bulabilir misiniz? Ona ihtiyacım var.


,