Masmavi Bir Veda – Sultan YILDIRIM

Gözlerim usul usul kapanırken göz kapaklarım direniyordu. Uyku ile uyanıklık arasında bir yerlerdeyim. Kulağıma cıvıldaşan serçelerin sesi doluyordu. Bir kumru eşine sesleniyordu. Kim bilir ne diyordu? Uyku mahmuru gözlerimi perdesi açık pencereye çevirdim. Gökyüzü masmavi, bulutlar her zamanki yerinde bir tabloyu tamamlar gibiler. Hafif bir esinti ağaçların dallarıyla oyun peşinde sanki onları gıdıklar gibi. Zihnim böylesi bir manzaradan hoşnut uyumayalım diye yalvarıyor bedenime.
Dalmışım, burnuma dokunan bir sineğin ısrarıyla uyandım. Nerede olduğumu algılayana kadar birkaç dakika tavana baktım öylece. Zihnim yavaş yavaş uyku öncesine geri dönerken başımı pencereye çevirdim. Her şey yerli yerinde gibiydi, manzara ve sesler tastamamdı, rahatlar gibi oldum.
Yavaşça yatakta doğruldum, uzatıp ayaklarımı biri bir tek diğeri başka başka bir tek olan terliklerimi giydim, lavabonun yolunu tuttum. Yüzüme değen soğuk su tenimi canlandırırken aynadaki dağınık saçlarıma, yorgun bakan gözlerime takıldı gözlerim. ‘Kendimi toparlamalıyım’ dedim fısıltıyla ve hemen saç fırçamı elime alıp yer yer beyazlara bürünmüş uzun siyah saçlarımı taradım. Hafif bir makyaj yaptım ve yeniden aynadaki gözlerime diktim gözlerimi ve bir yandan da ‘aferin kızım sana’
diye tekrarlıyordum içimden; gözlerim memnun olmuş olacak ki artık yorgun değil gururla bir bakış attı bana.
Bugün yılın son dersine girmek için tatlı bir heyecanla arabama binip okulun yolunu tuttum. Ders zili çalarken okulun kapısından içeri girdim ve doğruca sınıfıma çıktım. Öğrencilerimle zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamadığım bir ders yaptım. Gün sonunda tek tek hepsine sarıldım, uzun uzun gözlerine baktım ve saçlarını okşadım. Şaşkın ama sessizce beni izlediler çünkü onlara genelde hafta sonu tatiline girerken sarılırdım ama bugün günlerden salıydı. Sınıftan çıkarken son kez arkamı dönüp ışıl ışıl gözlerle bana bakan miniklerime baktım. Sınıfımın kitaplığına, perdelerine, penceresine, sıra ve masasına, tahtasına, panolardaki etkinliklerimize hatta çöp kutusuna bile baktım. Kapıyı kapattım, derin bir nefesle beraber uzun süredir tuttuğum gözyaşlarımı bıraktım.
Annemle babamı kaybedeli uzun yıllar olmuştu. Tek çocuktum, akrabalardan beni kimse istemeyince yatılı okullarda büyüdüm. Şanslıydım çünkü hep iyi insanlara denk geldim. Okudum ve hayalimdeki gibi öğretmen oldum. Yıllardır canla başla çalışıp minik kalplere dokundum ama artık gitme vaktiydi. Çok direndim, çok çabaladım ama bedenim zihnime itaatsizlikte kararlıydı. Bedenime mecburiyetten duyduğum saygıyı yanıma alıp havaalanına doğru yol aldım.
‘Hollanda için son çağrı’ anosuyla beraber kapıdan içeri girdiğimde ‘ne tesadüf ama’ dedim. Elimde sadece bir pasaport ve bir dosya gören görevlinin şaşkın bakışları ardımda yerime geçip oturdum. Kısa bir zaman sonra yanımdaki koltuğa yirmili yaşlarda görünen bir genç kız geldi, oturdu. Benimki gibi uzun simsiyah saçları vardı. Bana dönüp hafiften bir tebessüm etti, ben de aynı şekilde karşılık verdim.
Uçağın kalkışa geçip daha sonra normal seyrini almasıyla beraber rahatladım. Tuttuğum nefesimi bırakıp gözlerimi açtığımda yanımdaki kızın kocaman açılmış gözleriyle bana baktığını gördüm. Ne olduğunu algılamam birkaç saniye sürdü. Hemen panikle belgemi kalın dosyasının içine koydum ama olan olmuştu. Kızın şaşkın bakışları “neden?’ dercesine hala üzerimdeydi.
“Hayat bir mevsimdi, bitti.” dedim. Ötenazi belgemi gören genç kızın cevapsız kalan sorularını, gözlerinden gözlerime alarak başımı pencereden görünen gökyüzüne çevirdim. Aynı sabahki masmavi renk vardı. ‘Beni uğurlayan bir sensin’ dedim içimden ve gözlerimi kapattım.


Kıymetli meslektaşımın özgün kaleminden…