BİLİNÇ AKIŞIM- Fatma SABAHYILDIZI

Kaç saat olmuştu? Ya da kaç gün oldu mu demeliydim? Ne deniyordu bu düştüğüm duruma? Sanırım iyi değildim. Herkeste bunu söylüyordu zaten. Ama hayır! İyi olmalıydım. Öyleyse neden düşüncelerime hakim olamıyordum? Arada durup gelen o kız neden her geldiğinde “iyi misin anne?”diyordu bana. Annesi miydim onun? Bilmiyorum, tek bildiğim çok sıcak hissetmemdi. Ben yine böyle kendi kendime konuşurken kapı çaldı. Yine o kız gelmişti. Saçları o kadar güzeldi ki kıskanmıyor değildim. Simsiyah saçlarını yine açık bırakmıştı ve o kapıdan her girişinde aynı gözlerle bakıyordubana. Ben ise gözlerimi saçlarından alamıyordum. Upuzundu. Sanki o saçlar, o gözler bana bir şey anlatmak istiyordu. Ama ne zaman düşüncelere dalsam çıkamıyordum işin içinden. En iyisi düşünmemekti. Zaten ben düşüncelere dalmadan o kız gelip boynuma sarıldı. “Nasılsın bakalım, özledin mi beni?” özlemem mi gerekiyordu? Kim olduğunu bilmediğim bu kız benden ne istiyordu, niye sürekli yanıma geliyor ve bana anne diyordu? Anne kelimesi çok tanıdık geliyordu. Hatta o, ne zaman anne diye seslense kafamın içinde yankı yapıyordu. Sanki bu kızın çocuk versiyonu vardı içimde ve sürekli anne diyordu. “Sen kimsin, neden bana anne diyorsun? Anne ne demek, benim ismim mi?” dedim. Her kapıdan girdiğinde umutla bakan gözleri bir anda yaşlarla doldu. “ Sen benim meleğimsin.” dedi gözlerimin içine bakarak “ Bu yüzden anne diyorum sana”. “Bilmiyorum” dedim sakince. Hatırlamıyordum onu. Ama içimde ona karşı çok güçlü bir duygu vardı. Sebebini çözemiyordum o duygunun.

Biraz daha konuşup yanımdan ayrıldı. Sanki konuştuklarını algılayamıyordum. Duyuyordum ama idrak etmek çok güçtü. Bana son kez sarılıp çıktı. Kimdi bu kız? Merdivenlerden aşağıya inmiş binanın önünden park yerine doğru ilerliyordu. O saçlar bana çok tanıdıktı. Ama hatırlamıyordum. Gökyüzüne baktım sanki o da bana ortak olmuş ve içindekileri boşaltmak istiyordu. Nihayetinde yaptı da. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Bende pencereyi açtım. Madem bulutlar benim duygularıma ortaktı o zaman gözyaşlarını da ben tutmalıydım. Elimi pencereden dışarı çıkartıp düşen yağmur damlalarına baktım. Ağlamak içindeki her şeyi dışa vurmaktı. Boş vermekti. Yeni sayfalar açmaktı ya da yırtıp atmaktı her şeyi. Ne de olsa bulutlar ağlıyorduama toprak besleniyordu bundan. Bir yer yıkılıyor bir yer iseinşa oluyordu. Eskileri silip yeniye adım atılıyordu. Ve o içimdeki anne diyen çocuğa sesleniyordum ben. Her gün bir yerlerimin morarmasına karşılık anne çığlıkları yankılanıyordu zihnimde. Üzen şey morluklar değil o çığlıklar karşısında aciz kalmaktı. Kimseye anlatamamaktı, acı olan anlatsan da anlaşılamamaktı. Saçının zorla çekilerek kesilmesi, en ufak hatanda üzerine kaynar suyun dökülmesiydi. Hatırlıyordum, o kızın saçları çok önemliydi benim için çünkü açık penceredeki yansımamda saçları olmayan bir kadın vardı. Keşke benimde saçlarım öyle kalsaydı. Bu düşüncelere dayanamayan zihnim ise daha fazla hatırlamak istemiyordu. O toprağın altında çürüyor da olsa acılarım dinmiyordu. Yaşadıklarım koca bir yüktü ve ben o yükü ilaçlarla bile atamıyordum. Zihnimdeki çığlıkları unutmanın ise tek bir yolu vardı. Bu yüzden kapıyı açıp dışarı çıktım. Bizim bahçeden dışarı çıkmamıza izin yoktu ama bahçede dolaşabiliyorduk. Kenarda duran ilk banka hemen oturdum. Üstüme yağıyordu yağmur. Beni temizliyordu. Oradaki görenler deli dese de bana aldırmıyordum. Unutmanın tek yolu buydu benim için. Benim temizlenmem gerekiyordu. Düşünmek ve hatırlamak istemiyordum hiçbir şeyi. Zaten tek bildiğim banka uzanmış ve ayaklarımı kendime çekmiş vaziyette ıslanmak istediğimdi. İstediğimi almıştım, ilaçların etkisiyle yavaş yavaş kapanıyordu gözlerim…


Kıymetli öğrencimin kaleminden… Fatma, bir lise öğrencisi ama büyük bir yazar. Empati yeteneğine ve hayal gücüne hayranım. Gururla paylaşıyorum…