Yıldızları Örtmeyin

Fincanımın ağzından damlayan bal, bu sabah suyunu verdiğim beyaz orkidem kadar tatlıydı. Sabah o gördüğüm rüya da olmasa mükemmel bir gün sayılabilirdi bugün. Yatağımın ayağına örümcek ağ yapmış, ayağım örümcek ağlarına dolaşıyordu rüyamda. Tozlu ağlardan ayağımı kurtarmaya çalışırken nefessiz kalıyordum. Toz görünce nefes alamam da.

Kalktım sonra, akşam olmuş. Tozlu olduğunu bile bile kalabalık sokaklara attım kendimi. Yüksek binaların gövdelerinde büyük reklam panoları ışıldarken akşamın serin havası tenimde, davetsiz. Pahalı parfüm kokuları birbirine karışmış. Öf. Burnumdan girip beynimi istila ediyor bu kokular. Yarım uyuşuk zihnim bulanıyor.

İnsanlar geçiyor sokaktan. Koşuyor, yürüyor, gülüyor, ağlıyorlar… İnsanlar üşüşüyor sokakların başına. Dolup boşalıyor sokaklar. İnsanlar eziyor kaldırım taşlarını. Zorla dalından koparılan, kurban edilmiş çiçekleri, çiçek sandıkları sevdiceklerine veriyor adamlar. Adamlar bazen ölüyor, öldürüyor. Kızıl elbisesiyle akşam göz kamaştırıyor. İnsanlar akşamı da kirletiyor.

Bağırıyorum. Hey! Yeter. Durun biraz. Nefes alın. Yürümeyin, konuşmayın, susun… Bakın tozlar uçuşuyor göz kapaklarınızın üzerinde. Dinleyin yıldızlar bağırıyor. Bu kör edici ışıklar üzerine çullanmış yıldızların. Kapatın biraz ışıkları, sessiz olun ne olur, yıldızları dinleyin. Yıldızları örtmeyin.