Göğün Altında Kırık Saat

Bugün biraz yaşamayı isterdim aslında. Bir Nisan sabahı, ıslanmış toprak kokusu burnumda ve kulağımda kâğıt sesleri. Sonunu düşünmeden, sonumu düşünerek. Belki bir bardak çay içebilirim. Şöyle ince belli, tavşan kanı… Hiç sonunu içemem çayın da. Tortusu midemi bulandırır. Tortu olmasa da olma ihtimali midemi bulandırır.

Bugün biraz içebilirim. Kafama ihtiyacım yok. Sahi ne işe yarar düşünmek, onca düşüncesizliğin ortasında. Düşünerek var olmuş alimler. Düşünerek yok oluyoruz şimdilerde. Düşündüğün kadar yoksun, düşündüğün kadar hiç… Bir de söylüyorsan hele, çenesiz demokrat… Siren sesleri.

Bugün biraz gülebilirim. Göz çizgilerim belirginleşir. Kırışmamış yerleri kırışır yüzümün. Vicdanım olmasa katılırdım gülmekten. İçim dışım kahkaha atardı. Şimdi yüzeysel gülümsemelerim. İçimde kısa ömürlü çocuklar oynuyor. Anneler, babalar sarılıyor o çocuklara; canlı, etiyle kemiğiyle. Güzel günler yaşanıyor içimde, kadim coğrafyalarda, serhat topraklarda. Gözüm, kalbim şahit değil. İçim gülmez bu yüzden, dışımla gülerim. Gözümle gördüğümse yine acılar, sanrılar… Gülmesem daha iyi.

Bugün biraz unutabilirim. Kim olduğumu, kim olmadığımı… Kime benzediğimi, kimi benzettiğimi unutabilirim. Kulağa hoş geliyor. Tam unutmak isterken taze pişmiş ekmek kokuları geliyor küçük sokaktan. Bir çocuk geçiyor, elinde sıcak ekmek ucu. Henüz hayalleri kırılmamış. Güzel bakıyor hayata. İşte tam da böyle bir unutmak. Hiç acı görmemiş, yaşanmamış gibi. Geç kalmış vedanın ertesinde hep. Ama hiç başlanmamış gibi.

Bugün birkaç saatliğine ölmek isterdim. Yaşamanın beceriksizi olarak ölmeyi ne güzel becerirdim. Bir Nisan sabahı ıslanmış toprak kokusu burnumda, kulağımda çocuk sesleri. Sonunu düşünmeden, sonumu görerek…