Güneşli bir sabaha uyandım. Her yanım simsiyah, siyah bir kadınım ben. Geceleri kaybolurum. Her ışıkla da çıkmam öyle ortaya. Simsiyah bir kadınım ben. Güneşi seviyorum çünkü varlığımı ortaya çıkaran o. Yakıcı, alev alev turuncu güneş… Güneş olmasa benim gibi gece siyahı bir kadını kimse göremez. Kalktım hiç hissedemediğim yatağımdan, esnedim ama rahatlayamadım. Suyu açtım ellerimi tuttum suya, yüzüme çarptım ellerimi. Islanmadım, uyanamadım da. Sıcak ve soğuğu biliyordum bir bahar günüydü üşümedim, yanmadım da. Kışları da üşümezdim zaten. Yazın hiç terlemezdim. Sahi yemeklerin tadı var mı, ya nasıl kokar zakkum çiçekleri? Ben kokuları, tatları hiç bilmem. En çok barut kokusunu merak ediyorum. Nedeni yok.
Saçlarım, ellerim, bedenim, yüzüm aynı renk: simsiyahım. Ağaç dallarına bağlanan kara çaputlardan daha siyahım. Onlar kadar hurafe belki de. Siz hiç bir ağaca dokundunuz mu? Bu nasıl hissettiriyor? Ben bazen ağaçların üzerinde dolaşırım. Dallarına saçlarım takılır. Hiç ağrımaz ayaklarım budakları battığında ve saçlarım hiç kopmaz dalları dolaşırsa. Sanki ağaçla bütünleşirim. Karanlık taraflarında hiç göremezsiniz bile beni.
Çiçekleri severim. Renk renk, cıvıl cıvıldır. Özenirim onlara, saçlarım sonbaharda dökülen yapraklar gibi kahverengi olsa, gözlerim bir ton daha koyu kahverengi… Tenim buğday rengi olsa; kırmızı, mavi, yeşil, beyaz… Rengarenk elbiseler giysem. Bilemezsiniz giyinemem. Hep siyahtır üstüm başım. İçime kadar simsiyahım. Baştan ayağa, tepeden tırnağa…
Hiç başım ağrımaz mesela. Günlerim hep aynı geçer; ağrısız sızısız. Bir tek kalbim sızlar arada. Dayanılmaz bir sızı bu. Sesim de yok ki anlatayım. Öyle yaşayıp gidiyorum işte.
Şu kalbime basıp geçen adamı bile hissetmedim. Tanıdık mı bilmem. Biraz başımı kaldırırsam göreceğim. Kaldıramam başımı gece kadar siyahım. Saçlarım, ellerim, yüzüm simsiyah. Hissedemem, çünkü uyanmadan önceydim, ben bir gölgeydim.



Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.