-Köye çıkmak ister misin?
Bilmiyorum, derken içimden buna hazır olup olmadığımı soruyorum kendime.
-Hadi çabuk karar ver yol ayrımına az kaldı.
Yol akıp gidiyordu hızla. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Gidebilir miydim; ellerim titrer miydi, gözlerimden boşalır mıydı yaşlar, düşüncelerim kafa tasıma sığar mıydı… Yolun ortasındaki beyaz çizgiler hızla akıyor, yolun yarılmış kısımlarında silikleşiyordu. Kendi sesimle irkildim:
-Gidelim.
Gidelim, ne kadar acı bir kelime olabilirse o kadar acıtarak çıktı ağzımdan. Zihnimde birkaç kez yankılandı. Gidelim, gidelim, gidelim… Bu neyin yürek yemişliğiydi üzerimdeki, nasıl da söyleyivermiştim o kelimeyi. Köy yoluna girerken sanki yer yerinden oynamamış, evler yıkılmamış, hayaller altında kalmamış gibi hissettim. Sanki bu yolun sonunda eve varacağım, anne babam orada olacak ne bileyim işte annem yaprak sarmış, dışarıda odun ateşinde pişiriyor… Sanki evin bahçesinde tavuklar koşturuyor, dut ağaçlarının yaprakları huzurla birbirine değip rüzgara eşlik ediyor. Evin yanındaki tarihi mezar kalıntısının önündeki gölette kurbağalar ötüşüyor, annemin çiçekleri… Annemin çiçekleri açmış balkonlar boyu, ev çiçek ev olmuş sanki. Sanki babamın sonradan yaptığı o balkonda annemle babam beş çayı içiyor. Sanki yer kaynamamış, annem o balkondan düşüp bel kemiğini kırmamış, sanki Kara dağ köyün üzerine yürümemiş… Derin bir nefes aldım. Köye çıkmıştık. Girişteki evin yıkılmamış olması kafamdan geçenlerin doğru olabileceğini düşündürdü bir an. Sadece bir an işte. Hepsi yalandı, zihnimin teselli oyunlarından ibaretti. Ah ne olmuş, ne olmuş buralara… Bambaşka bir yer, bir dağ başı… Sanki çocukken arşınladığım o yollar değil bu yerin yolları, yağmur duasına çıkıp bulgur aşı pişirdiğimiz, yollarına sek sek oyunları çizdiğimiz yer gitmiş. Yerine bir dağ başı gelmiş. Hiç kimse ölmemiş, kimse doğmamış, kimse evlenmemiş, kimse mezun olmamış, yememiş, sevmemiş, çiçekler açmamış badem ağaçları, sanki hiçbir şey yaşanmamış bu köyde. Heyhat! Yolların ortasında otlar bitmiş, ne gelen var ne geçen tabii. Evler yok, yıkılmamış da sanki kaybolmuş gibi. Kalıntılar bile ölmüş, ruhsuz. Yıkılmamış bir balkonda yağ kutularının içinde kurumuş çiçekler… Hiç açmamış, kimse koklamamış gibi duruyor. Arabadan inemedim. O kelimeden(gidelim) sonra boğazıma oturan düğümle gittim, geldim depremin tarumar ettiği köyüme. Yolun ortasında otlar, enkazı bile kalmayan evlerin yerlerinde çınlayan insan sesleri, yaşanmışlıklar… Görmeye hazır değilmişim. Hiç de hazır olmayacağım, kim hazır olabilir ölmüş çocukluk anılarının başında ağlamaya.


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.