Çatışma

Titriyordu… Düştüğü yerden kaldırmak istedim. Ellerini tutamadım. Öyle savunmasız, öyle yorgun görünüyordu ki dokunmaya kıyamadım. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Konuşmaya çalıştım.

-İyi misin,ellerimden tut. Hadi kalk.

-Gücüm yok, bütünüm acıyor. Bugünüm, yarınım, anım acıyor.

Gözlerim doldu fakat ağlamadım. Güçlü görünmek benim görevimdi ama tüm benliğim sarsılmıştı. Kılcal damarlarımda akan kan acıyla akıyor, aldığım nefes zehirliyordu. İlkel beynim çetin bir saldırıya uğradığını düşünüp karnıma kramplar saplamış, boğazıma yağlı, koca düğümlü urganlar dolamıştı. Onu böyle gördüğümde bir gece yarısıydı. Sonra gün ağardı, işim bu ya dimdik durdum. Her görevimi bir bir yerine getirdim. Saçlarımı topladım her yerden, bayılacak hissiyle koşturdum hayatın orta yerinde. Ne olsa görev işte.  Tüm bunları düşünürken o çırpınmaya başladı. Gece gibi siyah olmuştu çehresi. Dövünüp duruyordu. Durdurmaya çalıştım ama nafile. Öylece olduğum yere dizlerimin üzerine çöktüm. Dizlerim ağrımalıydı öyle hızlı düştüm ki. Fakat sanki o çırpındıkça benliğim uyuşuyor, ayak parmaklarımdan bacaklarıma kanım çekiliyordu. Bağırdım.

-Yapma, böyle hızlı atma. Öldüreceksin bizi.

-Ben yine düştüm. Defalarca düştüğüm o dumanlı dağın eteğinde… Yine düştüm bu haksızlık. 

-Kalbim, yapma. Sen sevdin. Düşmedin. İnandın. İnanır insan sevdiğine. Böyle hızlı atma.

-İzin verme ne olur. Bir daha düşmeme aynı yerde. Beni tut olur mu?

Elimi üzerine koydum. Ritmi yavaşlıyor, o yavaşladıkça benliğim varlığını hissetmeye başlıyordu. Geçti, dedim. İyileşeceğiz. Senin suçun değil. Aynı olmayacağız ama iyileşeceğiz…