Amerika Özelinde “Irkçılık”

Amerika’da siyahi olmak Türkiye’de  Türk olmak gibidir biraz. İlgililere hicvimiz beri dursun, Amerika ve ırkçılık konularına değinelim. Bu konuya merakım üzerinde çalıştığım romandan ileri geliyor aslında. Fakat konunun içine girdikçe yeni çıkarımlar,  benzetmeler ve karşılaştırmalar yapmaya başladım. Ayrıca son derece ilgi çekici birtakım gerçeklerle karşılaştım.

Amerika’da ırkçılığın tarihi Missisipi senatörü Jefferson Davis’e kadar dayanıyor. Fakat Davis yaşasaydı bunun İncil tarafından açıklanan ilahi bir emir olduğunu söylerdi. Zamanında ABD senatosunda bunu söylemişti zira. Bunu siyahların eğitimini fonlayacak bir tasarıya karşı çıkmak için yapmıştı. Davis’e göre Nod diyarında yaşayan ve insanlardan daha önce yaratılan bazı hayvanlar ve mahluklar vardı. Bu mahluklar arasında siyah ve hayvan benzeri bir grup vardı. Davis burada siyahilerden bahsediyor ve onların aşağılığının tanrısal olduğunu ifade ediyordu. Sonrası insanların ötekileştirme kabiliyetleriyle doğru orantılı olarak gelişiyor. Portekiz prensi Henry’nin Afrika’ya yaptığı köle bulma seferleri ve bu seferlerin sonrasında siyahilerin hayvanmış gibi tasvir edilmesi siyahilerin köleleştirilmesini kolaylaştırırken aynı zamanda ırkçı fikirlerin de temellendirilmesine sebep oluyor. Siyahilerin kolay köleleştirilmesi, topluma kolay karışamaması gibi sebeplerle siyah insanların alt tabakadan olduğu iddia edilmiş ve vakanüvisler tarafından bu şekilde kaleme alınmıştı. Siyahiler; hırsızlığı, suçu, fuhuşu temsil etmeye başlamıştır. Bacon ayaklanması ve  çeşitli ayaklanmalar da beyazları yüceltmekten başka bir işe yaramamıştı.

Aslında siyahi ırkçılığı siyah insanların bulunduğu her yerde kendini gösteriyordu ve hala da devam ediyor. Siyahiler tarih boyunca; köle, suçlu, seks işçisi olarak görülmüş ve ortada bir kötülük olduğunda taşın altında ilk aranan kişiler olmuş.

Siyahiler özelinde anlatmak istediğim ve eleştirel bir perspektiften incelemeye çalıştığım; ötekileştirme, “biz”den değilse ölsüncülük, genellemeye dayalı bir yargısız infaz faaliyetinin olması. Bu insanlık açığıyla neler yapılmış ve hala çeşitli bölgelerde yapılmaya devam ediyor. Anlayamadığımız şu; insan ırkıyla mezhebiyle, taptığı şeylerle farklıdır ama bir kötülük ya da suç olduğunda ırka ya da mezhebe bakılmamalıdır. Hani der ya atalarımız, beş parmağın beşi bir olmaz, diye işte o hesap, insan da iyi insan kötü insan diye ayrılmalıdır çünkü her ırktan, mezhepten kötü insanlar da çıkar iyi insanlar da. İslamiyete inananlar için bir örnek vereyim. Kuran’ı Kerim’de cinlerin varlığından söz edilirken bile bu topluluğun iyi mensupları olduğu gibi kötü mensuplarının da olduğu anlatılır. Kaldı ki insanların da ırkına mezhebine bakmadan iyi ya da kötü olabildiğini açıkça görmekteyiz. Peki neden ırkçılık var? İnsanlar düşünemiyor mu, göremiyor mu? İşte burada siyasi çıkarlar ve devleştirilmiş bir asabiyet anlayışı işin içine giriyor. Köyümden kovulmadan sözü kıymetli düşüncelerinize bırakayım.

Kaynak olarak incelediğim bir de belgesel önerisiyle yazımı noktalarken, selam olsun evrensel akşamlara, evrensel yaşlara ve evrensel barışa!

https://www.netflix.com/tr/title/81321341?s=a&trkid=13747225&trg=cp&vlang=tr&clip=81733818